• Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
  • 382 212 3344
AKSARAY

Anneler ve Uykusuzluk

Ciis nulla interdum senectus

Uykusuzluk bebek bakmasa da tüm insanları fizik ve ruhsal olarak zayıflatacak kadar önemli bir sorundur.

Anne olunca uykusuzluk kader midir?

Evet ilk aylardaki yoğun ve giderek azalacak uyku yoksunluğuna baştan hazırlanmak gerekir. Kronik olarak uykusuz kalan bir annenin bebeğini uyutabilme becerisi de giderek azalabilmektedir. Bir süre sonra annenin mi bebeği bebeğin mi anneyi uyutmadığı karışabilir. Bu sonuçla karşılaşmak istenmiyorsa özellikle ilk 3 ayda anne bulduğu her fırsatı uyumak ve dinlenmekle geçirmelidir. Bu konuda eş ve aile yakınlarında yardım talep etmelidir. Gündüz ya da gece bir öğünün mümkünse sağılmış anne sütünün ya da formül sütün biberonla başka biri tarafından verilmesi bu kaderi biraz olsun hafifletmiş olur. İyi uyuyan bir anne bebeğinin gece ya da gündüz uyku sorunlarıyla baş etmede çok daha etkili çözümler bulabilecektir.

Uykusuzluk doğum yapmış kadınları nasıl etikiler ? Anneler nasıl davraranışlar sergiler ? Düzenli uykusuzluk insanı ne hale getirir ?

Uykusuzluk bebek bakmasa da tüm insanları fizik ve ruhsal olarak zayıflatacak kadar önemli bir sorundur. Bebeğine bakma motivasyonuyla uykusuzluğa dayanma gücü artmış anne önceleri fark etmese de zamanla fizik ve ruhsal olarak güçsüzleşir. Önce öz bakım sonrasında bebeğin bakımı ve eşle ilişkilerde sıkıntılar artmaya başlar. En önemlisi de doğum sonrası depresyonun uykusuzlukla ilişkisini gösteren çok sayıda bilimsel yayın vardır. Çoğunlukla eşik altı seyreden doğum sonrası depresyonun da bebeğin uyku sorunlarıyla ilişkisi yine bilimsel çalışmalarca gösterildiğinden, annenin uykusuzluk sorununun asla hafife alınmaması gerekir.

Annenin uykusuzluğu bana göre bebeğin uykusuzluğundan çok daha önemli bir sorundur ve annelik yapabilme kapasitesinden epeyce çalabilir. Bu nedenle uyku sorunları yaşayan bebeğin annesinin bir yolu bulunup mutlaka uyutulmasından yanayım. Burada özellikle babalar çok önemli yardımcılarımız. Babaların annenin uykusuzluğunu çok ama çok önemsemeleri ve eşlerine destek olmaları gerekir.

Uykusuz anneler kendi hissettikleri ya da yaptıkları şeylerden suçluluk duyuyor ? Bu duygularla nasıl baş edebilir ? Çocuğu uyumayan anne kendini suçluyor, beceriksiz yetersiz hissediyor… bu duygularla nasıl başaçıkabilir?

Bu konu belki de çocuklardaki uyku sorunlarının ve uyku eğitiminde başarılı olamamanın en temel ama en görülmeyen nedenlerinden biri. Çocuk doğurmak çok renkli adeta karnavalımsı bir şenlik ve türlü gelişimsel fırsat sunarken öte yandan da bir çeşit ruhsal travma olarak da görülebilmelidir. Anne/baba adayının henüz bebek doğmadan zihinlerinde bebekle ilgili fanteziler, rüyalar, kaygılar ve idealler oluşur. Ancak bebek dünyaya geldiğinde bu tasarımların bir çoğu özellikle de gerçekçi olmayanları doğal olarak gerçekleşmez. Tasarımlarla gerçekler arasındaki mesafe annede sıkıntı yaratmaya başlar.

Tüm bu hayal kırıklıkları, annelik hakkındaki tüm mitlerin altüst olması, uykusuzluk ve yorgunluk, eşin ve aile yakınlarının bir şeye yardım edemeyişleri bir araya geldiğinde ‘Off uyusun da kurtulayım’ , ‘keşke doğurmasaydım’, ‘biraz daha ağlarsa atıcam valla’ , ‘keşke çocuk yapmasaydım’, ‘bebeği geldiği yere geri göndermeyi hayal etme’, ‘eşe yönelmiş öfke’ anneyi gerçekten zorlayan deneyimler olarak yaşanır. Anneliğinden memnun olmayan anne kendini kötü ve başarısız hisseder.

Uykusuz ve açken ağlayan bebeğe yönelik olumsuz hissedişlerle uykusunu almış tok ve gülücükler saçan bebeğine yönelik olumlu hissedişleri arasına sıkışan anne biraz önceki saldıgan düşünceleri nedeniyle vicdan azabı duymaya başlar. Bu vicdan azabı da çeşitli davranış biçimleriyle azaltılmaya çalışılır. Mesela tüm zamanını bebekle geçirme, onunla beraber yatma, hayır ya da bekle diyememe, limit koyma konusunda tutarlı davranamama gibi. Bunlar da dolayımlı olarak çocuğun uyku ve diğer sorunlarının nedenleri haline gelebilmektedir.

Her şeyden önce bu ve benzeri duyguların sanıldığından çok daha yaygın olduğunu bilmek gerekir. Annelik bir bakıma da bu ve benzeri duygularla çocuğa zarar vermeden başa çıkabilme işidir. Aslında bu duygular arası gelgitlerin zamanla kendiliğinden azalması ve daha dengeli bir ruh haline gelinmesi beklenir. Bu gibi duygularla baş etmede en büyük yardımcı çocuğun babası ve yakın aile bireylerinden alınacak uygun destektir.

Bu gelgitlerin azalmak yerine artması, düşünce olmaktan çıkıp çocuğa zarar verebilecek birer eyleme dönüşmeleri mutlaka önemsenmelidir. Özellikle doğum sonrası depresyon bakımından annenin incelenmesi gerekir ki bunun için mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır.

www.aysunomeroglu.com.tr